Hanefi Avcı FETÖ davalarını değerlendirdi "Tereddütte kalıyorum"

Hanefi Avcı'nın yeni kitabı "Fırat'ın Doğusu" Destek Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı.

Güneydoğu'da son 50 yılda yaşanan olayları kitabına taşıyan Avcı'nın kitabı okurdan yoğun ilgi görerek kısa sürede tükendi.

Selen Çavuşovalı Hanefi Avcı'ya yeni kitabını, Afrin ve FETÖ operasyonlarını sordu.

İşte o söyleşi:
Fırat’ın Doğusu adlı yeni kitabınız yayımlandı. Siz kitapta da bahsettiğiniz gibi bölgeyi iyi bilen, orada uzun yıllar geçirmiş bir emniyet mensubu olarak Güneydoğu’nun geçmişte ve günümüzdeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Güneydoğuda geçmişte durum: Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte benimsenin yeni değerler sistemi, ülkenin batısında benimsenip toplumsal yaşama taşınırken, Fırat’ın Doğusunda bu değerler toplumsal yaşama taşınmadığından zamanla ülkenin iki bölgesi arsında ciddi farklılıklar oluşmuştur.

Bugün Güneydoğu’nun ise uzun süredir devam eden güvenlik sorunları hayatın her alanını etkilemektedir. İnsanın kişiliği her yönden ancak özgür ve güvenli ortamda gelişebilir, maalesef güneydoğuda bu ortam yoktur.

Kitabınızda Güneydoğu’da yaşanan tüm olayların öngörülebileceğini vurguluyorsunuz. Zamanında neler yapılsaydı durum bu hale gelmezdi sizce ve şimdi ne yapmak gerekir?

Aslında Ülkemizde 1968 -70’li yıllarda başlayan siyasi şiddet olayları, 1974 -1980 arası meydana gelen ikinci nesil siyasi şiddet olaylar yine 1984 yılında başlayan Güneydoğudaki şiddet olayları, 1980 sonrası ortaya çıkan radikal dini akımların yarattığı olaylar, 2003 sonrası ortaya çıkan El Kaide ve 2014 sonrası ortaya çıkan IŞİD eylemleri, Cemaat / Paralel Devlet yapılanması / FETÖ diye isimlendirdiğimiz yapı dâhil tüm siyasi şiddet yaratan yapıların hepsi geleceğine dair emarelerini göstermiş, geliş sinyallerini vermiştir. Ancak Türk Güvenlik ve istihbarat sistemi olayları önceden algılama, anlama ve tedbir önerme temelli bir alışma ve uzmanlaşma anlayışında olmadığından bunları ancak olaylar olduktan / silahlar patladıktan sonra görmüş ve yönelmiştir.

Bizim güvenlik ve istihbarat birimlerimiz gerçek manada bir istihbarat ve güvenlik birimleri değil, klasik zabıta, polis mantığı ile görev yapmaktadır. Teşkilatları/ yapılanmaları, mevzuatları, eğitimleri, görev yapma birimleri hatta binaları, lojmanları polis gibidir.

Bu durumu düzeltmek için, batıdaki gibi olayları ve gelişmeleri önceden algılayacak bir devlet bilgisi üretecek ve yönetime olaylar olmazdan önce tedbirler önerecek bir görev anlayışında güvenlik ve istihbarat sistemi kurulması gerekir. Bunun için bugünkü yapıların personel, eğitim, teknik alt yapı, mevzuat, görev ve yetkiler açısından yeniden ele alınıp asli görevlerini yapacak şekilde batıdaki emsal teşkilatlar gibi modernize edilmesi gerekir.

Fırat’ın Doğusu bir anı kitabı, neden bu anlatı türünü tercih ettiniz bu kitabınızda?
Güneydoğu sorunları, hatta ülkemizin tüm güvenlik ve sosyal sorunlar bugün için direkt yazılıp anlatılamaz durumdadır. Yazılacak her şey hemen kriminalize edilerek soruşturmaya dönüşebilir veya belli kesimlerin hedefi halinize gelmesini sağlayabilir. En azından fikirleriniz yazdıklarınız daha okunmadan kötülenip belli bir grubun lehine – aleyhine yazılara dönüştürülerek sizi birilerinin tarafı haline getirebilir. Ama yaşanmış olaylar üzerinden anlatımlar bu tür vasıflandırmada daha zor kullanılacağından bu yolun daha uygun olacağı gerekçesi ile yaşanmış olaylar üzerinden bugün meydan gelen olayları var eden Güneydoğudaki geçmiş toplumsal yaşam ortamını anlatmayı tercih ettim.

Görev yaptığınız farklı yerlerde ve farklı dönemlerde bu kitabınızda anlattığınız gibi hikâyeler yaşadınız mı? Bunun gibi başka kitaplar yapmayı da düşünüyor musunuz?

Fırat’ın Doğusu’nda anlatılanlar büyük oranda yaşanmış, gerçek anılardan oluşmaktadır. Birden çok kişinin yaşadığı olaylar bir kişinin yaşamı üzerinden anlatılarak karmaşık sosyal ilişkiler daha basit, daha kolay anlaşılır hale getirilmiştir. Anlatılanlar dolayısı ile kişilerin güvenlik sıkıntısı oluşmasın diye yerler, bölgeler, isimler, olaylar değiştirilerek ancak özüne sadık kalınarak anlatılmıştır.

Benzeri olaylar/ anılar güvenlik sorununun çok yoğunlaştığı bölgelerde çalışan görevliler için sık rastlanan olaylardandır.

Önümüzdeki dönemde yazmayı düşündüğüm kitaplarda bu yöntemi uzun uzun tahliller yapmak yerine yaşanan anıları aktarmak yoluyla anlatılmak istenen durumu okuyucuya, zihinlere aktarmak daha kolay ve daha sorunsuz olacağı için tercih edeceğim.

Son dönemde, özellikle de FETÖ operasyonlarından sonra, artık FETÖ diye anılan bu örgütün ne kadar ciddi bir yapılaşma içinde olduğu daha iyi anlaşıldı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu operasyonları? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

FETÖ operasyonları çok yoğun devam ediyor. Davalar, soruşturmalar aralıksız sürüyor. Doğrusu yapılan işlemlerin tam içerik ve mahiyetlerini bilemiyorum ama dışarıya yansıyanlara baktığımızda bu konuda ciddi sorunların olduğu gözüküyor.

Örgütün asıl yönetim kadrosu ve en üst işleyişi konusu hala yeterince aydınlatılamadığı gibi güvenlik kuvvetleri ve yargı örgütün tabanındaki kişilerle uğraşmaktan ağır iş yükü altında kalmıştır.

17 Aralık 2013’den 15 Temmuz 2016’ya kadar iki buçuk yıl soruşturulan örgütün 5-6 aydır planladığı, en az 7-8 bin kişinin bildiği, ülke genelinde geçerli devasa bir darbe planından devletin nasıl haberdar olmadığı, ellerinde bu darbeyi yapan kişiler hakkında açık, net, güvenilir ifadeler olmasına rağmen neden takip edilip darbenin önceden ortaya çıkarılamadığı, 15 Temmuz günü darbeyle ilgili ihbar alınmasına rağmen neden doğru değerlendirilemediği, darbenin yönetici imamının yakalanmasına ve durumunun bilinmesine rağmen neden bırakıldığı gibi olayların kişileri suçlamak ve cezalandırmak için değil, bu hataları yapan güvenlik sisteminin hatalarını, zafiyetlerini bulup düzeltmek açısından doğru incelenip, irdelenip şimdiden sonra benzeri hataları yapmayacak şekilde düzenlemeler yapılmadığı müddetçe aynı anlayış, aynı görev biçimi devam edecektir.

Bize sahte belgeler hazırlayarak darbecilerle ilişki içindeymiş gibi göstermeye kalkan iftira yapan görevlilerin sahte belge hazırladıkları tereddütsüz bir biçimde ortaya çıkmasına rağmen araştırılıp soruşturulmaması, bugünkü soruşturma sistemleri ve görevliler konusunda ciddi sorunlar olduğunu göstermektedir.

Ayrıca darbeye katılan kişiler, kumpaslara katılanlar açısında sorun yok. Kanuni olarak yapılacaklar açık ve belli, ancak bundan başka cemaatle irtibatlı diğer kişiler için yapılacak işlemlerin çok iyi tahlil ve tesbit edilmesi lazım. Yapılacak her işlem örgüte zarar vermeli, devlete ve topluma yararı olmalı, bu açıdan bakılınca tereddütte kalıyorum.

Soruşturmalar ve suçlamalar, delil toplamaların ciddi bir denetim, titizlik içinde yürütüldüğü konusunda ciddi sorunlar olduğunu gösteriyor. Örneğin mor beyin olayında olduğu gibi 11480 kişinin gerçek Bylock kullanıcısı olmadığı halde Bylock kullanıcısı zannedilerek işlem görmesi, hatadan dönülse de, delil toplama, suçlama konusunda ne kadar özensiz davranıldığı, ciddi denetim ve kontrol açısından çok önemli ipuçları veriyor. Hala benzeri hataların olduğuna dair ciddi emareler vardır.

Ayrıca Berat veya Takipsizlik Kararı alarak yargıda aklanmış kişilerin hala mağduriyetlerinin giderilmemiş olması da kaygı vericidir.

Afrin Operasyonu ile ilgili de görüşlerinizi öğrenmek isteriz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce nasıl devam edilmeli bu sürece?

Benim dış politika, uluslararası ilişkiler konularında bilgim, birikimim, deneyim ve uzmanlığım yok, olaylardan ve gelişmelerden sadece geçmişten beri basında takip ettiğim kadarı ile bilgi sahibiyim ama genel olarak Ortadoğu’nun kutuplaşma- çatışmalar açışından bir bataklık olduğu kanaatindeyim. Türkiye’nin ancak barış, insani yardım haricinde Ortadoğu ve sorunlarından özellikle, çatışma, kavga, kamplaşmalardan uzak durması, yönünü batıya dönmesi, Avrupa Birliğini girmeyi hedeflemesi gerektiğine inanıyorum. Bundan dolayı Suriye politikası dahil Ortadoğu politikası ve silahlı çatışma uygulamalarını yanlış buluyorum.

Bugün Ortadoğu kamplaşmaları ciddi bir noktaya gelmiş, bir kaos ortamı mevcut olup her an bölgesel bir savaşın çıkması hatta üçüncü dünya savaşı çıkmasını ihtimali gözükmektedir.

Bugün Avrupa Birliği ve gelişkin ülkelerde olduğu gibi ekonomik olarak kalkınmış, güçlü demokrasisi ve insanca güvende yaşanacak özgürlük ortamını sağlamış bir Türkiye bölünme değil çevredeki herkes için bütünleşme hedefi olacaktır.

Türkiye iç güvenliğini sağlamak için fikir ve düşünce özgürlüğünün tam sağlandığı, basının özgür olduğu, hukukun üstünlüğünün sağlandığı, demokrasinin bütün kurumlarıyla uygulandığı özgürlük ortamında, tüm toplumu kapsayan siyasi, sosyal, ekonomik, sivil toplum gibi birbirini denetleyen ve kontrol eden sivil ve anayasal kurumsal yapıların güçlendirmesi gerekir. O zaman güvenlik sorunları daha kolay çözülecektir.

Böyle bir ortam yaratmaya yönelik çabalar olmadığı müddetçe iç güvenliği sağlamanın her gün daha ciddi sorunlar yaratacağı kanaatindeyim."

Söyleşi: Selen Çavuşovalı

Gönderen Yönetici . Siz Bu Kayıt İçin Herhangi Bir Yanıt Takip Edebilirsiniz RSS 2.0 Yasal Uyarı: Yayınlanan/haberin Tüm Hakları Tarafsız Haber ve Matbaacılık A.Ş'ye Aittir.Yazıların Sorumluluğu Yazarlarına Aittir. Kaynak Gösterilse Dahi Köşe Yazısı/Haberin Tamamı Özel İzin Alınmadan Kullanılamaz. Ancak Alıntılanan Köşe YazısıHaberin Bir Bölümü, Alıntılanan Habere Aktif Bağlantı Verilerek Kullanılabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın;

Yazı Linki:
Site kodu: " />
Forum kodu:

Güncel Döviz Fiyatları

Köşe Yazıları

Haftalık E-bülten üyeliği için aşağıdaki alana E-posta adresinizi yazın

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Tarafsız Habere aittir. Alıntı yapılsa bile kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2007 - 2018 Copyright © Tüm Hakları Saklıdır. CRM Bilişim Group..