O eski açık oturumlar neden yapılmıyor

Postmodernizm sonrası aklın ve bilginin yerini inanç ve duyguların almasıyla gündemimize girmeye başlayan post-truth kavramı artık gündelik siyaset içinde hemen her konuda karşımıza çıkıyor.

90’lı yıllardan itibaren konuşulmaya başlanan ve 2016 yılından sonra küresel anlamda bilinir hale gelen post-truth kavramı üzerine Türkiye’de ilk kitabı yazan Yalın Alpay, "Yalanın Siyaseti" adlı çalışması üzerine sorularımızı yanıtladı.

İşte o söyleşi:
Sizce Türkiye’de post-truth siyaseti siyasetçileri etkiledi mi?

Türkiye’de 1980’lerin siyasi tartışmalarında liderler, bir moderatörün çevresinde biraraya gelirlerdi. Taraflar bu toplantılarda, iktidar olmaları halinde hangi siyasetleri izleyeceklerini anlatırlardı. İleri sürülen savlar rasyonel, rakamlara dayalı şekilde, nazik ve seviyeli bir dille iletilirdi. Siyasetçiler birbirlerine “sayın” diye hitap eder, rakiplerine gülümserlerdi.

2000’lere gelindiğinde bu siyasi ortam birden bire yok oldu. Liderlerin bir moderatör çevresinde biraraya gelerek fikirlerini ve programlarını karşılıklı tartışmaları yok edildi. Taraflar siyasi nutuklarında rasyonel, rakamlara dayalı, akla hitap etmeyi bir anda bırakarak, duygusal hezeyanları kışkırtan, coşkuya, öfkeye, nefrete dayalı hitaplara geçtiler. Siyasetçiler birbirlerine “Eyyy” diye, “Recep Bey” diye hitap eder oldular. Karşılıklı gülümsemelerin yerini nefret dolu bakışlar, seğiren gözler aldı.

Ne oldu da bu değişim gerçekleşti?
Bu değişim ilk bakışta yerel gibi gözükse de, aslında küresel bir dönüşümden kaynaklanıyor. Küresel bu dönüşüm, modernizmin, postmodernizm tarafından yerinden edilmesiyle birlikte, aklın önemsizleşmesinin eseri. Modernizmin her şeyin akılla çözülebileceğini düşündüğü bir evren tasarımında, toplumun en önde gelenleri, akıllarını en çok eğitmiş olan entelektüeller/seçkinlerdi. Postmodernizm ise, dünyanın akılla kavranamayacağını zira dışarıda bir gerçeklik olduğunun kuşkulu olduğunu ileri süren bir girişimdir. Postmodernizm bu yaklaşımıyla edebiyat, mimari, sanat gibi alanlarda büyük bir yenilik ve dinamizm getirmekle birlikte, öyle görünüyor ki kültür ve siyaset alanlarında büyük bir yıkım getirdi.

Postmodernizmin aklı imtiyazlı konumundan indirme girişimi, siyasette muhafazakarlıkla birleşir. Zira muhafazakarlığın da temel düsturu dünyanın akılla kavranabilmek için çok fazla karmaşık olduğudur. Bu nedenle muhafazakarlık geçmişten kalan işlevsel kurumların korunmasını ileri süren bir görüştür. Türkiye’de küresel postmodernist eğilimlerin, yerel muhafazakar eğilimle birleşmesiyle (liberallerle muhafazakarların işbirliği yaptığı yılları anımsayın) birlikte, entelektüel yaklaşımlara ve seçkinlere karşı büyük bir itibarsızlaştırma girişimine başlandı. Madem aklın artık hiçbir hükmü yoktu, o halde bundan böyle Türkiye’de kanaat önderlerinin rasyonel entelektüeller olmasının da bir anlamı yoktu.

Post-truth siyaseti adı verilen kavram bu mu oluyor?
Siyasette aklın geri plana alınıp, toplumun salt duygularına ve önyargılarına hitap edilmesi siyasetine günümüzde post-truth adı veriliyor. Ben bu kavramı “hakikatin önemsizleşmesi” olarak Türkçeleştiriyorum. Bu kavram çerçevesinde artık siyasetçiler rasyonel açıklamalar, verilere ve rakamlara dayalı siyasi ve ekonomik programlar sunmak yerine, yalnızca duyguları coşturmaya eğiliyorlar: en çok da bir zamanlar ezilmiş olan ya da olduğunu düşünen kitlelere, artık ezilen olmadıkları konusunda.

Hakikatin önemsizleşmesi siyasetinde, hakikatin bir önemi yoktur. Önemli olan kitleleri istenilen doğrultuda harekete geçirecek duygusal motivasyonların sağlanmasıdır. Yücelik duygularını uyarmak için “şehitlik”, “kutsallık”, “din”, “milliyetçilik” kavramları; korku duygularını uyarmak için “terör”, “savaş”, “ekonomik kriz” kavramları; öfke ve nefret duygularını uyarmak için “şer odakları”, “ülkeyi ele geçirmeye çalışan kötüler”, “gizli gündemleri olan dış güçler”, “kıskanan ve kuyu kazan ötekiler” kavramları; hüzün duygularını uyarmak için de “tarih boyunca uğranılan haksızlıklar”, “yaşanan mağduriyetler” gibi kavramlar başlıca başvuru kaynakları olarak kullanılmaktadır.

Böylece postmodernist (!) muhafazakarlar ile toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik açılardan geçmiş dönemin seçkinleri ve entelektüelleri tarafından ikinci sınıf olarak görülen geniş kitleler duygusal bir tabanda biraraya geldiler. Bu birliktelikten ise “hakikatin önemsizleşmesi” bağlamında bir yeni tasarım ortaya çıktı. Bu yeni tasarımda verilere ve rakamlara dayalı, rasyonel dayanakları olan savlar terk edildi. Birleştirici ve güdüleyici olarak duygulara, isteklere, inançlara, kanılara, önyargılara teslim olundu. Bu da siyasetin rasyonel ve görece nazik çizgisini, irrasyonel ve görece hırçın bir yeni aşamaya taşıdı. “Düşünüyorum, öyleyse böyledir” düsturu, “İnanıyorum/hissediyorum, öyleyse böyledir” düsturuyla yer değiştirdi.

"POST-TRUTH: HAKİKATİN ÖNEMSİZLEŞMESİ"
Peki bu yeni söylem sizce rasyonelliğe dayanmıyorsa, savlar nasıl oluşturuluyor ?

“Hakikatin önemsizleşmesi” yani post-truth kavramı yeni. İlk kez 1990’larda ortaya çıktı fakat popüler olması 2016 yılı oldu. Bunda Trump’un ABD Başkanı seçilmesi ve İngiltere ile AB arasındaki üyelik sözleşmenin sona ermesinin büyük etkisi var. Fakat “hakikatin önemsizleşmesi”nin kullandığı söylem kendisi kadar yeni değil. Aksine oldukça köklü bir gelenekten geliyor. Felsefe tarihinde bu söylem biçimine “safsata” adı veriliyor.

Safsata, doğru bir akıl yürütmeymiş gibi görünen hileli ve yanlış akıl yürütmelere deniyor. Safsata, hitap edilen kişileri ikna etmeyi amaçlıyor ancak bu ikna için gerekli rasyonel altyapıyı sağlamıyor. Yalnızca sağlamış gibi yapıyor. Eğer dinleyiciler bu konu üzerinde yeterince durmaz ve düşünmezlerse, maalesef bu hileli akıl yürütmenin yanlış bir akıl yürütme olduğunun farkına varamıyorlar.

Kitabımın ikinci bölümünde bu safsataların üzerinde oldukça durdum. Ve günümüzde en çok kullanılan siyasi safsataları 7 ana bölümde, 48 safsata olarak sınıflandırdım, açıkladım ve örneklendirdim. Burada da size bir iki örnek sunarak daha açıklayıcı olmak isterim.

Burada sunacağım ilk safsata “İndirgemeci Yaklaşım Safsatası”. İndirgemeci yaklaşım safsatasının temeli, rakibin savını olabilecek en sığ şekle sokarak karikatürleştirmek ve hatta bazen rakibin hiç ortaya atmadığı bir savı ortaya atmış gibi göstermek, ardından bu karikatür savı çürütmektir. Burada, çürütülen sav, rakibin gerçek düşüncesi değil, rakibin düşüncesinin çarpıtılmasıyla oluşturulan temsil gücü düşük bir karikatür savdır. Rakibin gerçek niyetiyle alakasız bir değerlendirme yapılır ve ardından bu alakasız değerlendirmeye çerçevesinde gerçekle alakasız bir karşı sav oluşturulur.

Bunun bir örneği, hükümetin gerçekleştirdiği çeşitli internet kısıtlamaları karşısında vatandaşların verdiği tepkilerin ve gerçekleştirdikleri yürüyüşlerin, hükümet tarafından “müstehcen yayınlar için Taksim’e çıktılar” şeklinde karşılamasıdır.

Burada internetin haber alma, iletişim kurma, bilgi edinme ve dağıtma, fikir yayma, içerik hazırlama gibi pek çok özelliği yok sayılmış ve internet yalnızca bir pornografi dağıtım ağına indirgenmiştir. Yasaklanan siteler arsındaki haber, bilgi, elektronik posta, depolama alanları, alış veriş, iletişim sağlayan siteler yok sayılmış ve tüm yasaklanan siteler pornografik sitelermiş gibi davranılmıştır. Böylece Taksim’de internet yasaklarını eleştirmek için yapılan gösteriler kamuoyuna, hileli bir akıl yürütmeyle, pornografik görüntü seyretmeleri engellendiği için bir araya gelmiş göstericilerin eylemleri gibi sunulmuştur.

İkinci sunabileceğim safsata örneği “Eşseslilik Safsatası”dır. Buna örnek olarak 2011 yılında dönemin Ekonomi Bakanının bir açıklamasını kullanacağım. Ekonomimizdeki makro ekonomik göstergelerin o dönemde bir miktar negatif seyretmesi ve mevcut cari açık sorunu yüzünden, uluslararası kredi kuruluşu Fitch’in Türkiye’nin ülke notunu düşürmesi üzerine dönemin Ekonomi Bakanı Fitch’i çürütmek için “Fitch ülke notumuzu düşürdü. Neden? Fitch’liğinden” demişti.

Burada Fitch’in (Fiç diye okunur), Türkçedeki argo bir sözcükle olan ses benzerliği kullanılarak hileli bir akıl yürütmeyle çürütülmeye çalışılmıştır. Burada hiç bir rasyonel açıklama ya da hiçbir veri kullanımı yoktur. Toplumun ezilen sınıflarında, biz Fitch’le işte böyle başa çıkarız imajı verilmiş, onların duyguları okşanmıştır. Rakamlara dayalı ekonomik başarısızlık, duygulara dayalı ikna yöntemiyle ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Savın mantıki hiçbir geçerliliği yoktur. Fakat toplumu ikna etmeyi başarmıştır.

Peki sizce bu “hakikatin önemsizleşmesi” durumundan nasıl kurtulunabilinir?
Yalanın Siyaseti adlı kitabımda, önce kuramsal olarak “hakikatin önemsizleşmesi” konusunu ele aldım ve ardından bu siyasetin yöntemi olarak en çok karşılaşılan siyasi safsataları tek tek ele alarak örnekleriyle açıklamaya çalıştım. Öyle düşünüyorum ki, toplum safsataların neler olduklarını ve nasıl işlediklerini fark edebilirse, bu safsatalara inanmak artık o kadar kolay olmayabilir. Bu durum başarılamasa bile, en azından Türkiye’de entelektüel seviyede siyasette safsataya dayalı hileli akıl yürütmelere ilişkin bir farkındalık oluşabilir. Bu da en azından bir başlangıçtır diye düşünüyorum.

Söyleşi: Selen Çavuşovalı

Gönderen Yönetici . Siz Bu Kayıt İçin Herhangi Bir Yanıt Takip Edebilirsiniz RSS 2.0 Yasal Uyarı: Yayınlanan/haberin Tüm Hakları Tarafsız Haber ve Matbaacılık A.Ş'ye Aittir.Yazıların Sorumluluğu Yazarlarına Aittir. Kaynak Gösterilse Dahi Köşe Yazısı/Haberin Tamamı Özel İzin Alınmadan Kullanılamaz. Ancak Alıntılanan Köşe YazısıHaberin Bir Bölümü, Alıntılanan Habere Aktif Bağlantı Verilerek Kullanılabilir.

Bu Yazıyı Paylaşın;

Yazı Linki:
Site kodu:
Forum kodu:

Güncel Döviz Fiyatları

Köşe Yazıları

Haftalık E-bülten üyeliği için aşağıdaki alana E-posta adresinizi yazın

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Tarafsız Habere aittir. Alıntı yapılsa bile kaynak gösterilmeden kullanılamaz. © 2007 - 2018 Copyright © Tüm Hakları Saklıdır. CRM Bilişim Group..